Sanayi-Teknoloji

Ekonomi-teknoloji haberleri

Haberi Dinleyin Dinlemek için oynat tuşuna basın
Haberi Dinleyin Dinle Duraklat Devam Et Dinlemek için oynat tuşuna basın Haber seslendiriliyor Okuma duraklatıldı Kalan dk sn Varsayılan Ses Okuma tamamlandı Bu dil icin ses bulunamadi. Tarayiciniz veya cihaziniz bu dili desteklemiyor olabilir. Dinle Duraklat Durdur Hızı sağdaki menüden ayarlayın (0.75x - 2x) Tarayıcınız destekliyorsa Ses menüsünden farklı bir ses seçebilirsiniz, tercihiniz hatırlanır Okuma başladıktan sonra boşluk tuşu ile oynat/duraklat Sayfadan çıksanız da Durdur a basmadığınız sürece kaldığınız yerden devam eder Sayfa çevrildiğinde yeni dil otomatik algılanır ve okuma yeniden başlar
Haberi Dinleyin

Ferre, KAYSO İlk 50 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 sıralamasında yer aldı
Kayseri Sanayi Odası (KAYSO), 60. Yıl Sanayi Gecesi’nde Ferre’nin üretim gücü ve sanayiye sağladığı katkıyı bir kez daha tescilledi. 45 yılı aşkın deneyimi, 3 bin 300’den fazla çalışanı, 276 bin metrekarelik alana yayılan 11 üretim tesisi ve yıllık 8 milyon adede ulaşan kapasitesiyle pişirici ev aletleri sektörünün küresel oyuncularından Ferre, KAYSO İlk 50 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 sıralamasında 10. sırada yer aldı.

Ferre, güçlü mühendislik altyapısı ve küresel pazarlara uzanan üretim ekosistemiyle değer üretmeye ve sektöre katkı sağlamaya devam ediyor. KAYSO İlk 50 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 sıralamasında 10. sırada yer alan Ferre, sürdürülebilir üretim teknikleri ve güçlü Ar-Ge ekibiyle faaliyetlerini devam ediyor.

Ankastre fırın, ocak, davlumbaz, fırın ve mini fırın ürün gruplarıyla 6 kıtada 140’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren marka, ISO 9001 kalite yönetim standartlarında ürettiği yenilikçi teknolojileri dünya genelinde milyonlarca mutfakla buluşturmayı sürdürüyor.

TURQUALITY® marka destek programıyla global pazarlardaki büyümesini de sürdüren markanın hedefinde Türkiye’den doğan endüstriyel gücünü dünya pazarlarına taşımaya devam etmek var. 

KAPADOKYA’DAN MICHELIN KEYS 2026’DA BÜYÜK BAŞARI

Türkiye’de 3 ve 2 MICHELIN Key sahibi dört otelden ikisi Kapadokya’da

Dünyanın en prestijli konaklama değerlendirmelerinden biri olan MICHELIN Key 2026 seçkisi, 18 Eylül 2026 tarihinde dünya genelinde açıklandı. MICHELIN Guide’ın dijital platformları üzerinden duyurulan yeni seçkide Kapadokya, Türkiye’nin öne çıkan destinasyonlarından biri olarak önemli bir başarıya imza attı.

MICHELIN Guide’ın seçkin otelleri değerlendirdiği MICHELIN Key sistemi, otelleri 1, 2 ve 3 MICHELIN Key olmak üzere üç seviyede değerlendiriyor. MICHELIN, 1 Key’i “çok özel bir konaklama”, 2 Key’i “olağanüstü bir konaklama”, 3 Key’i ise “benzersiz bir konaklama” olarak tanımlıyor.

2026 seçkisinde Türkiye’de 3 MICHELIN Key kategorisinde yalnızca bir otel yer alırken, 2 MICHELIN Key ile ödüllendirilen üç otelin ikisinin Kapadokya’da bulunması, bölgenin uluslararası üst segment turizmde ulaştığı seviyeyi bir kez daha ortaya koydu.

Kapadokya’dan Museum Hotel ve Argos in Cappadocia, geçtiğimiz yıl elde ettikleri başarıyı sürdürerek 2026 yılında da 2 MICHELIN Key sahibi oldu. Ariana Sustainable Luxury Lodge ise 1 MICHELIN Key ile ödüllendirildi.

Bunların yanı sıra Kapadokya’dan Taşkonaklar Hotel, Hezen Cave Hotel, Sacred House, Aza Cave Hotel, Sultan Cave Suites, Signature Cave Cappadocia, Exedra Hotel Cappadocia, Kayakapı Premium Caves, Tafoni Houses Cave Hotel, Cappadocia Cave Suites, CARUS Cappadocia Hotel, Avantgarde Refined – Caves of Cappadocia, The Rupestral House, Şah Saray Cave Suites ve Cappadocia Cave Lodge da MICHELIN Guide’ın 2026 otel seçkisinde yer aldı.

Ömer Tosun: “Bu başarı Kapadokya’nın dünya turizmindeki konumunu gösteriyor”

 Kapadokya Alanı Turizm Yatırımcıları Derneği (KAPYAD) Başkanı Ömer Tosun, sonuçlara ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

Geçtiğimiz yıl olduğu gibi 2026 yılında da MICHELIN Key seçkisinde önemli bir başarı gösteren bölgemizin tüm otellerini gönülden kutluyorum. Türkiye’de 3 ve 2 MICHELIN Key ile ödüllendirilen toplam dört otelin ikisinin Kapadokya’da bulunması hepimiz için büyük bir gurur kaynağı.

Bu sonuç, Kapadokya’nın yalnızca eşsiz coğrafyası ve kültürel mirasıyla değil; nitelikli konaklama tesisleri, hizmet kalitesi, gastronomisi ve özgün turizm anlayışıyla da dünyanın önde gelen destinasyonları arasında yer aldığının güçlü bir göstergesidir.

Bölgemizde MICHELIN Guide seçkisine giren otel sayısının artmasını da ayrıca son derece değerli buluyoruz. Bugün elde edilen başarıyı bir sonuçtan ziyade, Kapadokya turizminin nitelik ve katma değer odaklı gelişiminin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın, Nevşehir Valiliğimizin ve Kapadokya Alan Başkanlığımızın bölgemizin korunması, geliştirilmesi ve uluslararası turizmde daha güçlü bir konuma ulaşması yönündeki katkılarıyla Kapadokya’nın değerini her geçen yıl daha da artıracağına inanıyorum.

Hedefimiz yalnızca ziyaretçi sayısını artırmak değil; daha nitelikli, daha sürdürülebilir ve daha yüksek katma değer üreten bir Kapadokya turizmi. MICHELIN gibi uluslararası ölçekte kabul gören bağımsız değerlendirmelerde elde edilen bu başarılar da bu hedef doğrultusunda ilerlediğimizin önemli göstergelerinden biri.

Kapadokya’nın uluslararası konumu güçleniyor

 2026 MICHELIN Key sonuçları, Kapadokya’nın özellikle nitelikli ve üst segment konaklama alanındaki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koyarken, bölgenin doğal ve kültürel mirasını yüksek hizmet standartları, özgün mimari ve deneyim odaklı turizm anlayışıyla buluşturan modelinin uluslararası görünürlüğünü de güçlendirdi.

DÜNYA TİCARETİ DİJİTALLEŞİYOR, TÜRKİYE E-İHRACATTA VİTES YÜKSELTMELİ

DIŞYÖNDER Başkanı Dr. Hakan Çınar: “Türkiye’nin hedefi yalnızca daha fazla ürün ihraç etmek değil, daha fazla Türk markasını dünyanın dijital raflarına çıkarmak olmalı.”

İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi – IGEXX 2026’nın açıklanan sonuçları, küresel ticaretin yaşadığı dijital dönüşümü ve Türkiye’nin e-ihracatta önündeki büyük fırsatı yeniden gündeme taşıdı.

Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Başkanı Dr. Hakan Çınar, zirvenin sonuçlarını değerlendirirken e-ihracatın artık alternatif bir satış kanalı değil, ülkelerin ihracat stratejilerinin temel unsurlarından biri haline geldiğini vurguladı.

Çınar, “Dünya ticaretinin kuralları değişiyor. Eskiden ihracat denildiğinde aklımıza fabrikalar, konteynerler, limanlar ve gümrük kapıları geliyordu. Bunların tamamı elbette önemini koruyor. Ancak bugün bunlara bir yenisi eklendi: Dijital sınırlar. Artık dünyanın en büyük mağazaları caddelerde değil, ekranlarımızda. Türkiye’nin de bu değişimi çok doğru okuması gerekiyor” dedi.

Zirve kapsamında açıklanan sonuçlar da ortaya çıkan potansiyelin büyüklüğüne işaret ediyor. Organizasyonda 30 ülkeden 1.050 şirket bir araya gelirken, 65 küresel pazaryeri ve e-ticaret paydaşı Türk şirketleriyle buluştu. 2.500’ün üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirilirken, bu temasların önümüzdeki beş yıllık dönem için yaklaşık 1,4 milyar dolarlık ticaret potansiyeli oluşturduğu açıklandı.

E-İHRACAT KOBİ’LER İÇİN DÜNYAYA AÇILAN KAPI

E-ihracatın Türkiye açısından taşıdığı önemin yalnızca rakamlarla ölçülmemesi gerektiğini belirten Çınar, sistemin özellikle KOBİ’lerin küresel pazarlara ulaşmasını kolaylaştırdığına dikkat çekti.

“Geleneksel ihracatta bir firmanın farklı ülkelerde müşteri bulması, dağıtım ağı oluşturması ve marka bilinirliği yaratması yıllar alabiliyor. Dijital platformlar ise Anadolu’daki küçük bir üreticinin dahi dünyanın diğer ucundaki tüketiciye ulaşabilmesini mümkün hale getiriyor. İşte e-ihracatın gerçek gücü burada.”

Çınar’a göre Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesi, Avrupa’ya yakınlığı, gelişmiş lojistik altyapısı ve geniş KOBİ tabanı e-ihracat açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak bu potansiyelin kullanılabilmesi için e-ihracatın sadece elektronik pazaryerlerine ürün koymak olarak görülmemesi gerekiyor.

“E-İHRACATI BİR EKOSİSTEM OLARAK ELE ALMALIYIZ”

Çınar, “Gümrük işlemleri, hızlı kargo, mikro ihracat, ödeme sistemleri, iadeler, depolama, ürün güvenliği, yapay zekâ, veri analitiği ve dijital pazarlama birbirinden bağımsız düşünülemez. Dijital ticaret 24 saat çalışıyorsa, ihracat sistemimizin de bu hıza cevap verebilmesi gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin 2026 yılı sonunda 6 milyar dolarlık e-ihracat hacmine ulaşmayı hedeflemesi önemli bir aşama. Ancak Çınar’a göre Türkiye daha iddialı düşünmeli:

“Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca 6 milyar dolara ulaşmak değildir. Asıl mesele, toplam ihracatımız içerisinde e-ihracatın payını kalıcı biçimde yükseltmek ve binlerce yeni şirketimizi ihracatçı haline getirmektir.”

“DÜNYANIN DİJİTAL RAFLARINDA DAHA FAZLA TÜRK MARKASI GÖRMELİYİZ”

Çınar sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye üreten bir ülke. Güçlü bir sanayi altyapımız, girişimci insanımız ve çok önemli bir lojistik avantajımız var. Şimdi bunların yanına güçlü bir dijital ihracat kültürü koymalıyız.

Önümüzdeki dönemin ihracatçısı sadece üretmeyi bilen değil; veriyi kullanan, yapay zekâdan yararlanan, dijital pazarlamayı bilen ve dünyanın herhangi bir noktasındaki tüketiciye doğrudan ulaşabilen ihracatçı olacak.

Türkiye’nin hedefi yalnızca daha fazla ürün ihraç etmek değil, daha fazla Türk markasını dünyanın dijital raflarına çıkarmak olmalı.

Dünya ticareti dijitalleşiyor. Türkiye bu dönüşümü izleyen değil, yön veren ülkelerden biri olmalı.”

Enerjisa Üretim, 44 Bini Aşkın Çocuğu Yenilenebilir Enerjiyle Buluşturdu

Enerjisa Üretim, çocuklara yenilenebilir enerjiyi deneyimleyerek öğretmek amacıyla KidZania İstanbul iş birliğiyle 2024 yılında Enerji Üretim Merkezi’ni hayata geçirdi. Merkez, açıldığı günden bu yana 44 bini aşkın çocuğu enerji dünyasıyla buluşturdu. Enerji ve elektrik mühendisi rollerini üstlenen çocuklar; güneş, rüzgâr ve suyun enerjiye dönüşümünü uygulamalı olarak keşfederken, düzenlenen atölye ve etkinliklerle yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik konusunda erken yaşta farkındalık kazanıyor.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Üretim, çocukları enerji dünyasıyla buluşturan ve sürdürülebilirlik farkındalıklarını geliştiren çalışmalarını sürdürüyor. Bu yaklaşımın önemli adımlarından biri olan Enerji Üretim Merkezi, 2024 yılından bu yana KidZania İstanbul’da çocuklara yenilenebilir enerji kaynaklarını ve enerji alanındaki meslekleri uygulamalı olarak tanıma fırsatı sunuyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının uygulamalı olarak keşfedilebildiği merkezde katılımcılar, enerji ve elektrik mühendisi rollerini üstlenerek enerjinin nasıl üretildiğini deneyimliyor. Güneş enerjisi panellerinin kontrolünden rüzgâr türbini montajına uzanan uygulamalar sayesinde çocuklar, enerji üretiminin farklı aşamalarını öğrenirken; takım çalışması, iletişim, yaratıcı düşünme gibi becerilerini de geliştiriyor.

44 binden fazla çocuk yenilenebilir enerjiyi keşfetti

2024 yılında kapılarını açan Enerji Üretim Merkezi, bugüne kadar 44 bini aşkın çocuğa ulaştı. Çocukların yenilenebilir enerjiyi deneyimleyerek öğrenmesini destekleyen merkez, farklı etkinlik ve atölyelerle de öğrenme deneyimini zenginleştirdi. Bu kapsamda Enerjisa Üretim’in yenilenebilir enerji kaynaklarını yaratıcı ve eğlenceli bir yöntemle anlatmak amacıyla hazırladığı Yenilenebilir Enerji Boyama Kitabı çocuklarla buluşurken, düzenlenen atölyelerle enerji ve sürdürülebilirlik temaları farklı deneyimlerle ele alındı.

Enerjisa Üretim, KidZania İstanbul iş birliğiyle çocukların yenilenebilir enerji kaynaklarını erken yaşta tanımalarına, enerjinin nasıl üretildiğini uygulamalı olarak öğrenmelerine ve geleceğin mesleklerini keşfetmelerine katkı sunmayı sürdürüyor.

Çocuklar şehri KidZania İstanbul

KidZania, 2-14 yaş arası çocukların fiziksel ve sosyal becerilerini geliştirirken meslekleri kesfettiği, yaratıcılıklarını kullanabildiği, arkadaşlar edindiği, deneyimle öğrendiği bir çocuklar ülkesidir. KidZania İstanbul’da 10.000m2 alan içinde çocuklar 67 aktivite alanında 120’den fazla meslek rolünden seçtiklerini tüm gün deneyimleyebiliyor, , farklı meslekleri tanıma, deneyimleme ve sorumluluk alma fırsatı yakalıyor.

Binalarda konforun üç ayağı: Isı, su ve ses yalıtımı
Konforlu ve sağlıklı yaşam alanları oluşturmanın yanı sıra yapıların dayanıklılığını artırmak ve kullanım ömrünü uzatmak için ısı, su ve ses yalıtımının birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan, yalıtımın bu üç alanının yapıların performansı ve kullanıcı konforu açısından taşıdığı öneme dikkat çekiyor.
Binalarda yaşam konforu; ideal sıcaklığın korunması, nem ve suyun yapı üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi ve gürültünün kontrol altına alınması gibi birçok unsura bağlı. Bunun yanı sıra yalıtım uygulamaları, enerji tüketiminin azaltılması ve yapıların kullanım ömrünün korunması açısından da önemli rol oynuyor. Bu nedenle ısı, su ve ses yalıtımının, yapının farklı ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ele alınması gerekiyor.
Enerji verimliliği için ısı yalıtımı
Isı yalıtımı, binalarda enerji kayıplarını azaltarak kışın ısının içeride tutulmasına, yazın ise aşırı sıcaklığın iç mekâna geçişinin sınırlandırılmasına yardımcı oluyor. Böylece daha dengeli bir iç ortam sıcaklığı sağlanırken ısıtma ve soğutma için harcanan enerjinin azaltılması mümkün oluyor.
Yapının dayanıklılığında su yalıtımının rolü
Su yalıtımı ise yapının nem ve suyun olumsuz etkilerinden korunmasında kritik rol oynuyor. Temel, çatı ve ıslak hacimler başta olmak üzere doğru noktalarda uygulanan su yalıtımı; rutubet, küf ve su kaynaklı hasarların önlenmesine, yapının dayanıklılığının ve kullanım ömrünün korunmasına katkı sağlıyor.
Yaşam kalitesini ses yalıtımı tamamlıyor
Binalarda konforun bir diğer önemli unsuru da gürültünün kontrol altında tutulması. Özellikle yoğun şehir yaşamında trafik, çevre ve komşu hacimlerden gelen sesler yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ses yalıtımı, bu gürültünün iç mekânlara geçişini azaltarak daha sakin ve konforlu yaşam alanları oluşturulmasına yardımcı oluyor.
“Yalıtımın üç alanını birbirinden bağımsız düşünmemek gerekiyor”
Isı, su ve ses yalıtımının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan, şöyle konuşuyor: “Bir binanın konforunu yalnızca sıcaklık üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Kışın ısının içeride tutulması kadar, yapının sudan ve nemden korunması, dışarıdan gelen gürültünün sınırlandırılması da yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Isı yalıtımı enerji verimliliğine, su yalıtımı yapının dayanıklılığına, ses yalıtımı ise kullanıcı konforuna katkı sağlıyor. Bu nedenle yalıtımı birbirinden bağımsız uygulamalar olarak değil, yapının bütününü koruyan ve konforu birlikte sağlayan bir sistem olarak değerlendirmek gerekiyor. Doğru planlanan ve uygulanan yalıtım çözümleri, hem binanın performansını ve ömrünü artırıyor hem de kullanıcılar için daha sağlıklı, ekonomik ve konforlu yaşam alanları oluşturuyor.”

Sunar Yatırım 110’dan fazla ülkeye ihracat yapıyor

50 yılı aşkın süredir Çukurova’da tarım, gıda ve biyoendüstri alanlarında faaliyetlerine devam eden Sunar Yatırım; entegre üretim yapısı, yenilikçi vizyonu, güçlü Ar-Ge çalışmaları, teknoloji ve altyapı yatırımlarıyla tarımsal ürünleri, gıda ekosisteminin yanı sıra farklı sektörler için de katma değerli ham maddeye dönüştürüyor. Yeni nesil ürün ve yatırımlarla, 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren grup, 250 milyon doların üzerindeki ihracat hacmiyle Türkiye’nin dış ticaretinde öne çıkan üreticiler arasında yer alıyor. Grubun ihracat stratejisi hakkında bilgi veren Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarıyla gıda sanayine yönelik yenilikçi ve katma değerli ürünlere, bu ürünlerle de yeni pazarlara odaklandıklarını söyledi.

Türkiye’nin tarıma dayalı sanayisinde yarım asrı aşan birikimiyle faaliyet gösteren Sunar Yatırım, entegre üretim kabiliyetini uluslararası pazarlardaki güçlü ticaret ağıyla birleştiriyor. Grup; gıda, un ve yem, bitkisel yağ, nişasta ve nişasta bazlı ürünler, tarım ve biyoendüstriyel çözümler alanlarında faaliyet gösterirken, 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. 25 milyar TL’yi aşan cirosu ve 1.300’ün üzerindeki çalışanıyla Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasında yer alan Sunar Yatırım, ihracatta ölçek büyütmenin yanı sıra ürün karmasında katma değeri artırmaya odaklanıyor.

Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, ihracat stratejilerinin üretimden Ar-Ge’ye uzanan bütüncül bir yapı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sunar Yatırım olarak bugün 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye gerçekleştirdiğimiz ihracat ve 250 milyon doların üzerindeki ihracat hacmimizle küresel pazarlardaki konumumuzu güçlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızla ürünlerimizin katma değerini artırırken mevcut pazarlarımızdaki derinliğimizi geliştirmek ve yeni pazarlarda daha güçlü bir konum elde etmek. İhracatta sürdürülebilir büyümenin, pazara yalnızca ürün değil, daha yüksek katma değer sunmaktan geçtiğine inanıyoruz” dedi.

Türkiye’nin mısır yağı ihracatında güçlü konum

Sunar Yatırım’ın küresel pazarlardaki konumu, Türkiye’nin mısır yağı ve mısır nişastası ihracatındaki payıyla da öne çıkıyor. Grup, Türkiye’nin mısır yağı ihracatının yüzde 64’ünü, mısır nişastası ihracatının ise yüzde 29’unu gerçekleştiriyor. Farklı coğrafyalardaki pazar ihtiyaçlarına yönelik ürün geliştirme kabiliyetlerinin ihracat stratejilerinin önemli bir parçası olduğunu belirten Mustafa Nuri Çomu, “Mevcut ihracat pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirirken, farklı coğrafyalardaki ihtiyaçları yakından takip ederek katma değerli ürünlerle yeni pazarlara ulaşmayı hedefliyoruz. Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızı da bu doğrultuda şekillendiriyor, Türkiye’de geliştirdiğimiz üretim ve teknoloji yetkinliğini küresel pazarlara taşımaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

YAPAY ZEKÂ TÜRKİYE’DE HANGİ E-TİCARET MARKALARINI ÖNERİYOR?

2025 itibarıyla 4,57 trilyon TL’yi aşan ve 2026 sonunda 5 trilyon TL’yi aşması beklenen Türkiye’nin e-ticaret hacmi büyümeye devam ederken, tüketicilerin alışveriş yolculuğunda yapay zekâ asistanlarının rolü de giderek güçleniyor. İTÜ Çekirdek girişimi olan Narron, markaların yapay zekâ ekosistemindeki görünürlüğünü ve itibarını yöneten dünyanın “ilk Brand Intelligence Platformu” olarak bu dönüşüme odaklanıyor. Narron tarafından hazırlanan “Narron Türkiye E-Ticaret Sektörü AI Görünürlük Endeksi”, tüketicilerin en sık kullandığı yapay zekâ uygulamaları ChatGPT, Gemini, Claude ve Perplexity’nin Türkiye’deki e-ticaret markalarını nasıl değerlendirdiğini mercek altına alıyor.

Dijital pazarlamanın son 20 yılında markalar arama motorlarında görünür olmak için kıyasıya bir mücadeleye girişti. Bugün ise tüketici davranışında yeni bir dönem başladı. Kullanıcılar artık “En iyi online alışveriş sitesi hangisi?”, “Türkiye’de elektronik eşya almak için en iyi platform neresi?” ya da “Online market alışverişi için hangi siteyi tercih etmeliyim?” gibi soruları doğrudan ChatGPT, Gemini, Claude ve Perplexity gibi yapay zekâ platformlarına yöneltiyor. Böylece bu uygulamalar, ürün ve marka keşfinde yeni kanaat önderleri noktalarından biri haline geliyor.

Bu değişim, markalar açısından yalnızca arama motorlarında görünür olmayı değil, yapay zekâların önerdiği markalar arasında yer almayı da kritik hale getiriyor. AI destekli öneriler, tüketicilerin satın alma yolculuğunda giderek daha belirleyici bir rol üstlenirken, markalar için de yeni bir performans alanı doğuyor.

AI destekli önerilerin tüketicilerin satın alma yolculuğunda giderek daha belirleyici bir rol üstlendiği bu dönemde; markaların yapay zekâ ekosistemindeki algısını, itibarını, konumlandırmasını, ürün ve kategori pozisyonlamasını, önerilme performansını ve rekabetçi görünürlüğünü yönetmelerini sağlayan dünyanın ilk “Brand Intelligence Platform”u Narron, “Türkiye E-Ticaret Sektörü AI Görünürlük Endeksi”ni yayınladı.

Halkla ilişkiler liderleri ve yapay zekâ mühendisleri tarafından kurulan, Türkiye ve Hollanda’da faaliyet gösteren İTÜ Çekirdek girişimi Narron tarafından geliştirilen endeks, e-ticaret sektörünün yapay zekâ ekosistemindeki görünürlüğünü analiz etti. Araştırma kapsamında Türkiye e-ticaret ekosistemini temsil eden 99 marka, kullanıcıların gerçek alışveriş davranışlarını yansıtan 50 farklı markasız sorgu üzerinden incelendi. Sorular ChatGPT, Claude, Gemini ve Perplexity platformlarında üçer kez çalıştırıldı ve toplam 600 yapay zekâ yanıtı analiz edildi. Endeks; tüketicilerin yapay zekâ platformlarından alışveriş tavsiyesi istediğinde hangi markaların öne çıktığını, yapay zekâların Türkiye e-ticaret pazarını nasıl algıladığını ve kategori bazında hangi markaları önerdiğini ortaya koydu.

E-Ticarette Ortak Lider: Trendyol

Araştırmaya göre dört farklı yapay zekâ platformu, Türkiye e-ticaret pazarında büyük ölçüde benzer bir görünürlük haritası oluşturuyor. Trendyol, ortalama yüzde17,52 AI Visibility (Share of Voice) ile ilk sırada yer alırken, Hepsiburada yüzde14,96 ile ikinci sırada konumlanıyor. İlk dört sıradaki Trendyol, Hepsiburada, n11 ve Amazon Türkiye, tüm yapay zekâ önerilerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Bu tablo, üretken yapay zekâların Türkiye e-ticaretini büyük ölçüde aynı lider oyuncular üzerinden tanımladığını gösteriyor.

Chatgpt Liderleri, Perplexity Kategori Uzmanlarını Öne Çıkarıyor

Araştırma, yapay zekâ platformlarının aynı e-ticaret pazarını farklı bakış açılarıyla yorumladığını da ortaya koyuyor. ChatGPT, Trendyol ve Hepsiburada gibi pazar liderlerini daha yoğun şekilde önerirken, Perplexity geniş web tarama kapasitesi sayesinde Boyner, LC Waikiki ve Çiçeksepeti gibi kategori uzmanı markalara daha fazla görünürlük kazandırıyor.

Kategori bazındaki sonuçlar da dikkat çekiyor. Elektronikte Teknosa ve MediaMarkt Türkiye, anne-bebekte ebebek, kozmetikte Watsons Türkiye, Gratis, Rossmann ve Sephora Türkiye, hediye kategorisinde ise Çiçeksepeti yapay zekâların en sık önerdiği markalar arasında yer alıyor. Buna karşılık tesettür modasında büyük pazaryerleri yerine butik uzman markalar öne çıkarken, ikinci el alışverişte letgo genel görünürlükte liderliği alıyor; Sahibinden ise özellikle ikinci el telefon gibi dikey sorgularda EasyCep gibi uzman platformların gerisinde kalıyor.

Araştırma, yapay zekâların marka büyüklüğünden çok kategori otoritesini, içerik derinliğini ve dijital güven sinyallerini ödüllendirdiğini gösteriyor. Bu bulgu, markaların yalnızca tek bir yapay zekâ platformunda değil, tüm üretken yapay zekâ ekosisteminde görünürlük stratejileri geliştirmesi gerektiğine işaret ediyor.

99 Markanın Üçte Biri Yapay Zekâların Radarına Giremiyor

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de analiz edilen 99 markanın 32’sinin, yapay zekâ yanıtlarında neredeyse hiç önerilmemesi oldu. Bu sonuç, güçlü marka bilinirliğinin artık tek başına yeterli olmadığını; güvenilir dijital içerik, kategori otoritesi ve yapay zekâların referans aldığı kaynaklarda görünür olmanın giderek daha kritik hale geldiğini ortaya koyuyor.

AI Görünürlüğü Markalar İçin Yeni Performans Metriği

Narron’a göre üretken yapay zekâlar, tüketicilerin satın alma yolculuğunda yeni bir karar katmanı oluşturuyor. Bu nedenle markalar için rekabet artık yalnızca SEO performansı veya e-ticaret trafiğiyle sınırlı değil. Yapay zekâların hangi markaları önerdiği, markaları hangi bağlamda konumlandırdığı ve hangi kaynaklardan beslendiği, dijital rekabetin yeni göstergeleri arasında yer alıyor.

AI Visibility (Yapay Zekâ Görünürlüğü), önümüzdeki dönemde e-ticaret markalarının büyüme, tercih edilme ve dijital performansını doğrudan etkileyecek temel metriklerden biri olmaya aday görünüyor.

AV-Comparatives 2026 EPR Testinden Bitdefender’a Tam Puan

Bitdefender, AV-Comparatives 2026 EPR Testinde 50 Saldırının Tamamını İlk Aşamada Durdurdu

Global siber güvenlik lideri Bitdefender, bağımsız test kuruluşu AV-Comparatives’in 2026 Uç Nokta Önleme ve Müdahale (EPR) Karşılaştırma Raporu’nda üstün sonuçlar elde etti. Gerçek saldırı gruplarının tekniklerini taklit eden 50 hedefli saldırı senaryosunun tamamını ilk aşamada otomatik olarak durduran Bitdefender GravityZone, aynı zamanda operasyonel doğruluk ve iş akışı tarafında hiçbir maliyet üretmeyerek testin en üst grubunda yer aldı.

AV-Comparatives’in yayınladığı 2026 EPR raporu, ürünleri tek tek zararlı yazılım taramasıyla ölçmek yerine baştan sona kurgulanmış saldırı zincirleriyle sınıyor. Test kapsamındaki 50 senaryo, saldırganın sisteme ilk girişini ve kalıcılık sağlamasını kapsayan ilk aşamadan, yetki yükseltme ve ağ içinde yayılmayı içeren ikinci aşamaya ve veri sızdırma ile etkinin ortaya çıktığı üçüncü aşamaya kadar uzanıyor. MITRE ATT&CK çerçevesine dayanan senaryolar; APT28, APT29, Lazarus, Kimsuky, FIN7, Black Basta ile LockBit gibi gerçek tehdit gruplarının kullandığı tekniklerden besleniyor. Bir ürün saldırıyı bir aşamada durduramazsa senaryo bir sonraki aşamaya devam ediyor.

Değerlendirmede Bitdefender GravityZone Business Security Enterprise, 50 senaryonun tamamını daha ilk aşamada ve otomatik olarak durdurdu. Böylece hiçbir saldırı sistemde tutunma imkanı bulamadı, ağ içinde yayılma veya veri sızdırma aşamasına geçemedi. Teste giren 14 üründen yalnızca üçü bu sonuca ulaşırken, diğer 11 ürün saldırıların yüzde 4 ile yüzde 32 arasında değişen bölümünün ilk aşamayı geçmesine izin verdi. Bitdefender GravityZone ayrıca birleşik önleme ve müdahale kabiliyetinde yüzde 99,7 ile testin ikinci en yüksek skorunu elde etti.

Koruma Gücü İş Akışını Yavaşlatmadan Sağlandı

EPR testi, ürünlerin engelleme başarısının yanı sıra günlük iş akışına verdiği zararı da ölçüyor. Bu kapsamda sistem, güvenli yazılımları yanlışlıkla engelleyip engellemediğine ve bilinmeyen dosyaları incelerken kullanıcıyı oyalayıp oyalamadığına göre ayrı ayrı puanlanıyor. Bitdefender GravityZone bu iki kategoriyi de sıfır maliyetle tamamlamayı başardı. Teste giren ürünlerden altısı operasyonel doğruluk maliyeti alırken, bunlardan biri ayrıca iş akışı gecikmesi maliyetiyle karşılaştı. Sertifikasyon için birleşik aşamalarda en az yüzde 92 ortalama ve düşük operasyonel etki şartı aranan testte, her iki eksende birden üst seviye sonuç alabilen üç üründen biri Bitdefender GravityZone oldu.

“Saldırıyı Kapıda Durdurmak, Sunucu Odasında Yakalamaktan Çok Daha Değerlidir”

Testin en kritik göstergesinin saldırının hangi aşamada durdurulduğu olduğunu belirten Bitdefender Türkiye Distribütörü Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, “Bir saldırının durdurulması tek başına yeterli bir başarı ölçütü sayılmaz. Asıl mesele bunun hangi noktada gerçekleştiğidir. İlk aşamada durdurulan bir saldırı kuruma hiçbir maliyet çıkarmaz. İkinci aşamada durdurulan bir saldırıda ise saldırgan çoktan yetki yükseltmiş veya ağ içinde yayılmış olur ve güvenlik ekibinin önüne bir inceleme, temizlik ve raporlama süreci gelir. AV-Comparatives bu farkı doğrudan maliyet modeline yansıtıyor. GravityZone’un 50 senaryonun tamamını ilk aşamada durdurması, güvenlik ekiplerinin hiç uğraşmak zorunda kalmadığı bir iş yükü anlamına geliyor. Bunu yaparken meşru hiçbir uygulamayı engellememesi ve kullanıcıyı bekletmemesi de en az bu sonuç kadar önemli.” dedi.

TEPE HOME, DİJİTAL MAĞAZASINI YENİLEDİ

Mobilya alışverişinde karar verme sürecini destekleyen yeni dijital deneyim kullanıma açıldı.

Mobilya ve dekorasyon sektörünün köklü markalarından Tepe Home, dijital kanallarına yaptığı yatırımlar kapsamında web sitesini yeniledi. Kullanıcı deneyimi odaklı yeni yapısıyla tepehome.com.tr, ziyaretçilerin ürünleri daha kolay keşfedebildiği, karşılaştırabildiği ve değerlendirebildiği bir alışveriş ortamı sunuyor.

Tüketicilerin mobilya alışverişinde mağaza ziyaretlerinden önce dijital kanallarda daha fazla araştırma yaptığı bir dönemde Tepe Home, dijital platformunu yalnızca bir satış noktası olarak değil, karar verme sürecini destekleyen bir deneyim alanı olarak yeniden tasarladı. Yenilenen altyapı ve sadeleştirilen kullanıcı arayüzü sayesinde ürünlere erişim, kategori gezintisi ve alışveriş süreçleri daha akıcı hale getirildi.

Ürünlere Erişim Ve Bilgi Deneyimi Yeniden Kurgulandı

Mobilya alışverişinde estetik kadar ürünün ölçüsü, malzeme yapısı, kullanım amacı ve teslimat bilgileri de satın alma kararını doğrudan etkiliyor. Bu anlayışla yeniden yapılandırılan ürün sayfalarında, kullanıcıların ihtiyaç duyduğu bilgilere daha hızlı ulaşabilmesine odaklanıldı.

Oturma odasından yatak odasına, genç odasından bahçe ve balkon yaşamına kadar uzanan geniş ürün yelpazesi; detaylı ürün içerikleri, koleksiyon sayfaları ve kategori yapılarıyla daha erişilebilir hale getirildi. Böylece kullanıcıların ürünleri değerlendirirken ihtiyaç duyduğu temel bilgilere tek noktadan ulaşabilmesi hedefleniyor.

Kaspersky, SAS 2026’nın gündemini açıkladı: Siber casusluk, güvenlik açıkları, oyunculara yönelik tehditler, mobil cihazlar ve yapay zekâ öne çıkıyor

18. Security Analyst Summit, cesur siber anarşi ve punk estetiğiyle geleneksel kurumsal etkinlik anlayışının sınırlarını zorluyor.

Kaspersky, 20-23 Ekim 2026 tarihlerinde Endonezya’nın Bali kentinde düzenlenecek 18. yıllık Security Analyst Summit’in (SAS 2026) gündemini açıkladı. Geleneksel etkinlik formatlarının dışına çıkan SAS 2026, katılımcıların bireysel hareket eden birer asi olarak etkinlik boyunca ilerlediği ve ortak bir güvenlik manifestosu oluşturduğu özgün bir siber anarşi temasını benimsiyor. Bu anlatı, günümüz siber dünyasındaki temel bir gerçeğe dikkat çekiyor: Günümüzün karmaşık tehdit ortamına karşı en etkili yanıt, bireysel çabaların iş birliğine dayalı bir siber güvenlik topluluğuna dönüştürülmesinden geçiyor.

SAS 2026’ya dünyanın farklı bölgelerinden 200’ün üzerinde katılımcının gelmesi bekleniyor. Bu yılki etkinlik programında kritik güvenlik açıklarına ilişkin açıklamaların yanı sıra farklı dijital sektörleri hedef alan son derece karmaşık saldırılara yönelik olay incelemeleri de yer alıyor.

Casusluk İşletim Sistemi Öncesine Taşınıyor: Tehditlerde Yeni Boyut

Bu yılki SAS’ta sunulacak gelişmiş siber casusluk araştırmaları, geleneksel güvenlik araçlarını atlatma konusunda yetkinliğini giderek artıran yüksek düzey tehditleri gözler önüne seriyor. Kaspersky GReAT ekibinden Georgy Kucherin, diplomatik hedefleri odağına alan sinsi ve alt seviye bir UEFI bootkit kampanyasının detaylarını paylaşacak; ekip arkadaşı Sojun Ryu ise adı sıkça duyulan APT grubu Lazarus’un yeni nesil taktiklerine ışık tutan güncel bulguları aktaracak.

Günlük Teknolojilere Yönelik Tehditler: Konsollardan Oyunlara ve Mobil Cihazlara

SAS, tüketici sistemlerini, otomotiv kontrol ünitelerini ve kamusal medya aygıtlarını hedef alan zararlı yazılımları ayrıntılı biçimde ele alacak. Kaspersky Tehdit Araştırmaları ekibinden Dmitry Kalinin, Android tabanlı araç multimedya ünitelerini hedef alan bir saldırı dalgasına dair yeni bulguları sunacak. Güvenlik uzmanı Andy Nguyen, araştırmacıların PlayStation 5 üzerinde Linux işletim sistemini çalıştırmasını sağlayan kritik konsol güvenlik atlatma yöntemlerini anlatacak. Bağımsız araştırmacı Victor Pozdov ise Counter-Strike ve Dota 2 içinde tespit edilen uzaktan kod yürütme (RCE) açığının oyuncuların bilgisayarlarına sızmak için nasıl kullanıldığını aktaracak. Ayrıca XLab’den Alex Turing, 31,4 Tbps boyutundaki devasa Android TV botnet’i “Kimwolf”un detaylı analizini sunarken, Cellebrite Labs’ten Alfie CG, Coruna istismar kitinde silah hâline getirilen iOS güvenlik atlatma zafiyeti “Rocket”ı mercek altına alacak.

Hyundai Motor Türkiye’den Üniversite Öğrencileri İçin Staj Fırsatı: HGenius

Hyundai Motor Türkiye, üniversite son sınıf ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik tasarladığı 9 aylık uzun dönem staj programı HGenius için başvuru sürecini başlattı.

Program kapsamında genç yetenekler, Hyundai Motor Türkiye’nin İzmit Fabrikası’nda ve İstanbul Ofisi’nde gerçek projelerde yer alarak profesyonel iş deneyimi kazanma fırsatı bulacak.

HGenius Uzun Dönem Staj Programı başladığından beri 9.kez hayata geçiyor.

Hyundai Motor Türkiye (HMTR), üniversite son sınıf ve yüksek lisans öğrencileri için tasarladığı HGenius Uzun Dönem Staj Programı’nın yeni dönem başvurularını almaya başladı. Türkiye’de 30 yıla yakın süredir faaliyetlerini sürdüren HMTR, bu program aracılığıyla genç yeteneklere uluslararası bir çalışma ortamında gerçek zamanlı deneyim kazandırmayı ve kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarını sağlamayı hedefliyor. Üniversitelerin son sınıfında okuyan öğrenciler için özel olarak tasarlanmış ve 9 aylık uzun dönem staj programı 9. kez hayata geçecek. Katılımcılar program kapsamında, Hyundai’nin farklı departmanlarında gerçek projeler üzerinde çalışarak profesyonel olarak gelişme fırsatı elde ederken; Kore kültürünü yakından tanıma ve ileri üretim teknolojilerini inceleme imkanı bulacak. Program kapsamında öğrenciler, profesyonel ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak eğitimlere katılacak ve farklı görevlerde yer alarak deneyim kazanacak. Mezuniyet sonrasında ise Hyundai Motor Türkiye’de öncelikli işe alım hakkı elde etme şansı bulacak.

HGenius Programı’na başvurular 18 Ekim tarihine kadar sürecek.

Programa katılmak isteyen adayların üniversitelerin ilgili bölümlerinde son sınıf öğrencisi olmaları, iyi derecede İngilizce bilmeleri ve güçlü iletişim ile analitik becerilere sahip olmaları gerekiyor. Hgenius Programı’na başvurular 18 Ekim tarihine kadar devam ederken; başvuru yapmak isteyen öğrenciler, Hyundai Motor Company’nin LinkedIn sayfası üzerinden detaylı bilgiye ulaşabilecek. 

DOĞU AKDENİZ’İN SU ÜRÜNLERİ ÜRETİCİLERİ ORTAK ÇATIDA BULUŞTU

Doğu Akdeniz’de su ürünleri yetiştiriciliğini ortak çatı altında buluşturmak amacıyla kurulan Adana, Hatay ve Mersin İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği, 18 üye ile faaliyetlerine başladı. Birliğin Kurucu Başkanlığı’nı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Yönetim Kurulu Üyesi, Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (ASHİB) Başkan Yardımcısı Ali Can Yamanyılmaz üstlendi.
Adana, Hatay ve Mersin İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği’nin kuruluş genel kurulu Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü toplantı salonunda gerçekleştirdi. Genel kurula müteşebbis heyet, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hüseyin Akbaş, Yetiştiricilik Daire Başkanı Tanju Özdemir ve Adana İl Tarım ve Orman Müdürü Atilla Bayazıt katıldı.

Genel kurulda Birliğin tüzüğü, geçici yönetim kurulu faaliyet raporu ve diğer gündem maddeleri görüşülerek karara bağlandı. Gündem maddelerinin değerlendirilmesinin ardından Adana, Hatay ve Mersin İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği’nin Yönetim Kurulu belirlendi. Birliğin Kurucu Başkanlığı’nı su ürünleri sektöründeki çalışmalarıyla öne çıkan Ali Can Yamanyılmaz üstlendi. Yönetim kurulunda  Halim Kılınçlı, Sıtkı Akgöl, Mehmet Pars Sezer ve Abbay Polat görev aldı. Yeni yapılanmayla birlikte Adana, Hatay ve Mersin’de faaliyet gösteren üreticilerin ortak bir temsil mekanizması altında buluşturulması, sektörün sorunlarının ilgili kurumlara daha güçlü biçimde aktarılması ve bölgesel üretim kapasitesinin artırılması amaçlandı.

“10 bin 581 tonluk mevcut üretim kapasitesi büyümenin başlangıcı”
Başkan Ali Can Yamanyılmaz, “Birliğimizin 10 bin 581 tonluk mevcut üretim kapasitesi, aslında Doğu Akdeniz’in su ürünleri yetiştiriciliğinde ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. İç sularda 1.831 ton, denizlerde 8 bin750 tonluk kapasitemizle önemli bir üretim altyapısına sahibiz. Ancak biz bu kapasiteyi bir başlangıç noktası olarak görüyoruz.
Adana, Hatay ve Mersin’de 86 yetiştiricilik belgesine sahip üreticimizin bulunması, bölgede güçlü bir üretici tabanının oluştuğunu yansıtıyor. Kuruluş aşamasında birliğimize katılan üreticilerimizin sayısının önümüzdeki dönemde artacağına inanıyoruz. Çünkü hedefimiz sadece daha fazla üreticiyi aynı çatı altında buluşturmak değil; Doğu Akdeniz’de su ürünleri yetiştiriciliğini daha büyük bir ekonomik değere dönüştürmek. Kuruluşumuz itibarıyla kendi branşımızda Türkiye’nin üçüncü büyük birliği konumundayız. Bu bizim için önemli bir başlangıç. Asıl hedefimiz, büyüyen üretici yapımız ve yeni yatırımlarla Türkiye’nin kendi branşımızdaki en güçlü birliği haline gelmektir.” diye konuştu.

Yeni Birlikten üretime ve yatırıma güçlü finansman zemini
Genel kurulda Birliğin yatırım ve finansman kapasitesini güçlendirecek kararlar da alındı. Yönetim kuruluna, gayrimenkul satın alma, gayrimenkul kiralama ve buna ilişkin tapu işlemlerini yürütme yetkisi verildi. Ayrıca araç ve makine-ekipman alım ve satımına ilişkin işlemleri yürütme yetkisi tanındı. Birliğin ulusal ve uluslararası kaynaklardan finansman sağlamasına yönelik kararlar da alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere Avrupa Birliği fonları ve IPA/IPARD programları ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), Çukurova Kalkınma Ajansı, Adana Büyükşehir Belediyesi ve diğer kamu ve özel kurumların kredi ve hibe desteklerinden yararlanılması için proje hazırlanması, başvuruların yapılması ve uygulamaların yürütülmesi konusunda yönetim kuruluna yetki verildi. Genel kurulda ayrıca, proje yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla bankalardan kredi kullanılması konusunda yönetim kuruluna yetki verilmesi oy birliğiyle kabul edildi.

ABD’ye hububat bakliyat yağlı tohumlar ihracatında 1 milyar dolar hedefi

Ege Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği tarafından yürütülen Aegean Cereals, Pulses, Oilseeds and Products UR-GE Projesi kapsamında 10 ihracatçı firma, 14-16 Eylül 2026 tarihlerinde ABD’nin Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen America’s Food & Beverage Show fuarına stantlı katılım gerçekleştirdi.

UR-GE Projesi kapsamında gerçekleştirilen programda ihracatçı firmalar, fuarda uluslararası alıcılarla doğrudan temas kurarken, Turkish Tastes tadım etkinliğiyle de Türk gıda ürünleri sektör profesyonellerine tanıtıldı. Heyet ayrıca ABD gıda perakende pazarını yerinde inceleyerek tüketici eğilimleri, ürün konumlandırması ve rekabet koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Öztürk, “Firmalarımız üç gün boyunca hem fuarda yeni iş bağlantıları kurdu hem de ABD gıda pazarının yapısını sahada inceleme fırsatı yakaladı. ABD, Türk gıda sektörü açısından yüksek potansiyel taşıyan pazarlardan biri. Türkiye’nin ABD’ye hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı 2025 yılında yüzde 36 artışla 885 milyon dolara ulaştı. Birliğimizin ABD’ye ihracatı ise 2025 yılında yüzde 69 artışla 50 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2026 yılı Ocak-Ağustos döneminde Türkiye geneli sektör ihracatımız yüzde 4 artarak 596 milyon dolara çıktı. Türkiye genelinde ABD’ye sektör ihracatımızı 1 milyar dolar seviyesinin üzerine taşımayı hedefliyoruz.” diye konuştu.

Turkish Tastes ile Türk gıda ürünlerinin tanıtımı yapıldı, ABD perakende pazarı sahada incelendi

America’s Food & Beverage Show kapsamında, Ege İhracatçı Birlikleri tarafından ABD pazarında yürütülen Turkish Tastes projesi çerçevesinde Türk gıda ürünlerine yönelik tanıtım ve tadım etkinliği gerçekleştirildi.

Etkinlikte Türk gıda ürünlerinin farklı mutfaklardaki kullanım alanları sektör profesyonellerine tanıtılırken, ziyaretçilere çeşitli ürünleri doğrudan deneyimleme imkânı sunuldu.

Turkish Tastes etkinliğine Türkiye Cumhuriyeti Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye Cumhuriyeti Miami Başkonsolosu Yeşim Kebapçıoğlu ve Miami Ticaret Ataşesi Erdinç Erbay da katıldı.

İŞ GÜCÜ MALİYETLERİ YÜZDE 41,4 ARTTI, GÖZLER 2027 BÜTÇE SENARYOLARINA ÇEVRİLDİ

Türkiye’de saatlik iş gücü maliyeti endeksi 2026’nın ilk çeyreğinde yıllık yüzde 41,4 artarken, şirketlerin 2027 bütçelerinde ücret ve kadro kararlarını farklı senaryolar üzerinden değerlendirme ihtiyacı güçleniyor. Kurumsal yazılım pazarının küresel oyuncularından Industrial Application Software (IAS), bordro simülasyonunun İK ekiplerine her yeni varsayımın maliyet etkisini aynı veri zemini üzerinde karşılaştırma imkânı sunduğunu vurguluyor.

2027 bütçe hazırlıklarının gündeme geldiği dönemde iş gücü maliyetleri, şirketlerin yakından izlemesi gereken başlıca kalemler arasında yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) İşgücü Girdi Endeksleri verilerine göre, saatlik iş gücü maliyeti endeksi 2026’nın ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 41,4, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 12,5 arttı. Bu tablo, şirketlerin 2027 bütçelerini farklı senaryolar üzerinden değerlendirme ihtiyacını artırıyor.

Association for Financial Professionals’ın 54 ülkeden 332 finans profesyonelinin katılımıyla gerçekleştirdiği 2026 FP&A Benchmarking Survey araştırması da senaryo planlamasının bütçe süreçlerindeki önemini ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların yüzde 38’i kurumlarında sistematik senaryo planlaması yapıldığını belirtiyor. Bu yöntemi kullanan kurumlar bütçelerini ortalama 8,1 haftada tamamlarken, diğer kurumlarda süre 9,2 haftaya kadar çıkıyor. Bu sonuçlar sistematik senaryo planlaması yapan kurumlarda bütçe hazırlık süresinin daha kısa seyrettiğini gösteriyor.

“Her yeni varsayım bütçede yeni bir maliyet görünümü ortaya çıkarıyor”

IAS Yetkinlik Merkezi Teknoloji Kıdemli Uzmanı Tolga Kölemen, iş gücü bütçelerinin farklı varsayımlarla yeniden ele alınan bir karar alanına dönüştüğüne dikkat çekerek şunları söyledi: “Ücret artışlarından vergi ve SGK parametrelerine, fazla mesai yükünden yeni işe alım, departman açılışı veya küçülme kararlarına kadar her değişiklik, yönetimin önüne yeni bir maliyet görünümü çıkarıyor. İnsan kaynakları ekipleri de bu değişkenleri hesaplamanın yanı sıra alternatif kararların sonuçlarını karşılaştırılabilir biçimde yönetime sunuyor. Excel üzerinde yürütülen dosya bazlı çalışmalarda her revizyon; verilerin yeniden işlenmesini, formüllerin kontrol edilmesini ve güncel sürümün takip edilmesini gerektirebiliyor. Bu efor, farklı senaryoları değerlendirmek ve karar sürecini beslemek için kullanılabilecek zamanı azaltıyor.”

Canias ERP’nin Bordro Simülasyonu özelliği, iş gücü bütçesini etkileyen değişkenlerin ortak veri ve parametreler üzerinden modellenmesini sağlıyor. Gelecek döneme ilişkin olası gelir vergisi dilimleri ve SGK parametreleri sisteme tanımlanabiliyor; zam oranları, temel maaşlar, fazla mesai yükleri ve ikramiyeler üzerinden çalışan maliyetleri hesaplanabiliyor. Yeni firma veya departman açılışları, kadro artışları ve küçülme kararları da simülasyona dahil edilebiliyor.

Oluşturulan senaryoların sistem üzerinde ayrı ayrı kaydedilmesi, farklı varsayımların mali sonuçlarının aynı zeminde karşılaştırılmasına imkân tanıyor. İnsan kaynakları yöneticileri ve yetkilendirilen üst yönetim temsilcileri simülasyonları doğrudan çalıştırabiliyor, sonuçları detaylı ve izlenebilir raporlar üzerinden inceleyebiliyor.

Farklı senaryoları ortak veriler üzerinden karşılaştırabilmenin bütçe kararlarına sağladığı katkıyı vurgulayan Kölemen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yönetimin ‘Ya şöyle olursa?’ sorusu, bütçe dönemlerinde sık sık karşımıza çıkıyor. Zam oranındaki, fazla mesai varsayımındaki veya kadro planındaki bir değişikliğin toplam maliyete etkisi bordro simülasyonu ile saniyeler içerisinde görülebiliyor. Senaryoların ayrı ayrı kaydedilmesi, karar seçeneklerinin karşılaştırılmasını ve kullanılan varsayımların geriye dönük izlenmesini kolaylaştırıyor. Böylece bordro verisi, üst yönetimin ücret, kadro ve organizasyon kararlarını besleyen güncel bir bütçe girdisine dönüşüyor.”

💬 WhatsApp açılıyor...

📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım

Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu -----Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

Haber Seçenekleri

Haber metnini kopyalayabilir veya kapak görselini indirebilirsiniz.

Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın